Celal Karatüre Vakası üzerinden, Tüketim Nesnesine Dönüşen ve Metalaşan DİN- Müjdat ÖZTÜRK
Din ve laiklik konusu siyasi tutum ve kutuplaşma bahsinde her zaman başat belirleyici bir konu başlığı olmuştur. Son günlerde hepimizin izlediği gibi dijital mecralarda çok izlenen, ilgi gören ve “Kâbe’de hacılar” diyerek başlayan bir ilahi bile siyasetin temel konusu haline gelebilmekte, toplumu kamplara bölebilmektedir.
Dijital teknolojiler hayatımızın her alanına tesir ediyor ve dijital kültür geleneksel olandan kendisini ayrıştırırken kültüre dair her şeyi de beraberinde dönüştürüyor. Akgül’ün “Dijitalleşme ve Din” adlı çalışmasına göre: Dijitalleşme bireyden başlayarak gündelik hayatı kuran geleneksel toplum kültürünü değiştiriyor. Bilgiye erişim hızlanıyor, kolaylaşıyor ama birey de kuşatılıyor. Hatta bir kişinin durumu sosyal mecralarda ki varlığı ile ölçülüyor. Ama bu yoğun dijitalleşme kullanıcılar üzerindeki kültürel bağımlılık etkisiyle olumsuz sonuçlara yol açıyor.
Dijital dünya veya dijitalleşme kitlelere düşüncelerini, eylemlerini yayma fırsatı verdiği gibi kitlelerin düşüncelerini, anlayışlarını, yaklaşımlarını, estetik bakışlarını hatta dil ve kültürlerini de etkiliyor.
İnsanlar artık okumak yerine görsel içeriklere, kısa videolara ilgi duyuyor. Bu görsel içerikler, kısa videolar insanların duygu ve düşüncelerini harekete geçirirken aynı süreçte algıları, düşünme biçimlerini değiştiriyor hatta yönetiyor.
İşte bu dijitalleşme süreci zihnimizin içinde bulunduğumuz dünyayı anlama ve algılama kapasitesini zenginleştirirken örtülü biçimde algı sistemimizi de ele geçiriyor. Kendi kültürel özelliklerini sosyalleşme yoluyla gelecek kuşaklara aktarma olarak tanımlanan “kültürleme” süreci “kültürlenme” sürecine dönüşüyor.
Dijital kültür içine aldığı kullanıcıları sığ, hafif, eğlencenin öne çıktığı bir girdaba çekiyor. Bu girdap sürecinde kullanıcı milli, dini veya rasyonel düşünceden ziyade haz ve zevk merkezli, yüzeysel ve duygusal arayışların hâkim olduğu edilgen bir nesneye evriliyor.
Sanal ve simüle edilmiş dijital etkileşim, kullanıcıların gerçek yaşamdaki duygu, düşünce ve alışkanlıkları ile birlikte değer yargılarını da yerle bir ediyor. Bu yönüyle yıkıcı bir hüviyet sahip dijitalleşme kitleleri etkisi altına alırken önüne çıkan her şeyi dönüştürüyor.
Bu dönüşümden elbette din ve dini anlayışlarda payını alıyor. Geleneksel din anlayışı değişime uğruyor içi boşalıyor, dine yaklaşım form değiştiriyor.
TEKNO-DİNDARLIK, DİJİTAL DİNDARLIK, MELEZ DİNDARLIK
İnternet ve dijital teknojilerin yayılması ve gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmesiyle etkilenen alanlardan biri de din ve kutsaldır. Dijital mecralar dini inanç ve düşüncelerin ifade edilmesi ve yayılmasına yeni bir alan açarken dini uygulamalar ve değerler de daha önce benzeri görülmemiş biçimde değişim ve dönüşüm yaşamaktadır.
Sahip olduğu dini anlayışı dijitalleşmenin sağladığı imkânlardan faydalanarak yaymak isteyen ve bu amaçla interneti kullananlara tekno dindar ismi verilmektedir. Tekno dindarlar günlük yaşamlarındaki dini ritüellerin yanı sıra sosyal medya platformlarında dini içerikli paylaşımlar ve sloganist içeriklerle boy gösteriyorlar. Kendi dindarlığını dijital alana taşıyarak ayet, hadis paylaşanlar, Kâbe’den ülkesine selam gönderenler, kutsal mekânlar önünde selfi yapanlar da dijital dindar oluyorlar.
Bu anlamda dijital dünya bir yandan kutsal alanın bir parçası olma haline bürünürken diğer yandan yeni işlevselliklere, kurumlara, rollere, uygulamalara, fenomenlere de zemin hazırlıyor.
Dindar kesimler gerçek yaşamlarındaki dindarlıklarını dijitale taşırken farkında olmadan dijital kültürün yıkıcı tahakkümüne maruz kalıyorlar. Bir anlamda inandıkları değerleri farklı kesimlere ulaştırmak isterken bilerek bilmeyerek karşı çıktıkları bir dünyanın değer setinde var oluyorlar hatta o dünyayı meşrulaştırıyorlar. Dini değerleri yaydıklarını düşünürken dini değerlerin içini boşaltıp dindarlığın dönüşmesine, dünyevileşmesine aracılık ediyorlar.
İşte Celal Karatüre isimli sempatik Roman gencinin dijital mecraları kasıp kavuran, toplumu ve siyaseti ikiye bölen ilahileri bu yaşanan dönüşümün, dini değerlerin nasıl mana kaybına uğradığının en çarpıcı örneklerinden biri. Ayrıca bir ilahiden zafer çıkartmaya çalışanların fırsatçılığı ve toplumsal bölünmeyi tetikleyen tavırları meselenin boyutunun hiç anlaşılmadığını ortaya koyuyor.
Öncelikle ilahiler dini müzik geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Tasavvuf merkezlerinde ilahi, Alevi-Bektaşi muhitinde nefes olarak bilinen ilahiler dini ritüellerin bir parçası olduğu gibi İslam inancını halka ulaştırma da çok önemli bir rol oynar.
Dolayısıyla tasavvuf meclislerinde belli bir edep-erkânla çekilen Hu nidasının ve derin bir teslimiyetin ifadesi olan ilahilerin çiğ köfte dükkânlarının, kebapçıların önünde, internet fenomenlerinin eşlerine umre hediyesi olarak belli bir ücret karşılığında sunulmasından, popüler-dijital kültür ürününe dönüşmesinden rahatsızlık duyulması gerekiyor.
Türkiye’yi ikiye bölen ilahi tartışmasında ilahiler kültür endüstrisinin bir ürünü artık.
Ticari kazanç hedefleyen reklamlarla iç içe geçmiş dini içerikler, dini içeriklere entegre edilmiş reklamlar üreterek yüksek seyredilme oranlarına ulaşılıyor.Ama derin bir aşkla Allah’a yakınlaşma duygusu oluşturan ilahiler artık tavuk dönercilerin, kebapçıların, otobüs firmalarının ciro artışına malzeme olmaktan başka bir anlam taşımıyor. Din kapitalistleşiyor, dindar kapitalizm egemen oluyor.
İşte bu noktada Adorno ve Horkheimer’in kültür endüstrisi kuramı haklı çıkıyor. Celal Karatüre vakasında olduğu gibi samimi niyetlerle ilahi söyleyen biri işini bilen bir ticaret erbabına dönüşerek özünde karşı olduğu sistemin, kültür sömürgeciliğinin aparatına dönüşüyor.
Bir toplumun en mukaddes değerleri tüketim ve haz uğruna, karşı mahalle karşısında küçük bir zafer kazanma adına meta haline dönüşüyor. İnsanların dini duygularına seslenen ilahiler kültür endüstrisinin çıkarları doğrultusunda birer tüketim malzemesi haline geliyor. İster dini ister milli kültüre ait herhangi bir olgu ticari çıkarlar devreye girdiğinde kültür endüstrisinin sıradan ürünleri özelliği kazanıyor. Mana kayboluyor.
Dini ilkeler, değerler silikleşirken, buharlaşırken yerini simülasyonlara bırakıyor. Din dijitalleşirken dini değerler, dini referanslar metalaşıyor ve yerini göstergelere terk ediyor. Dinin bağlıları, mensupları varken dijitalleşme ile dinin tüketicileri ortaya çıkıyor. Dijital mecralarda dini tüketiciler için üretilen dini içerikler, vaazlar, ilahiler büyük bir iştahla tüketilirken yeni dini formlar ve kimlikler inşa ediliyor.
Çünkü sanal olarak ifade edilen dijital medya artık gerçek hayattan bağımsız bir alan, ayrı bir dünya değil aksine tüm sosyalleşmenin yaşandığı alanlara dönüşüyor. Dolayısıyla kimlikler burada yeniden şekilleniyor kültürel değerler ticari birer meta görünümü alıyor. Dinin gerektirdiği davranışların yerini etkileşim, beğenilme, onaylanma alıyor. Dijital dünyada var olmak isteyenler dijital dünyaya uyum sağlıyor.
Her ne kadar dijital dünyada yapılan dini faaliyetlerin dijital bir ümmet, siber İslami toplum inşa ettiğini öne sürenler olsa da modernite ve geleneksel arasına sıkışan dijital kullanıcılar kültür endüstrisinin birer aparatına dönüşürken dindarlık da melezleşiyor. Dijital kültürle uyumlu dindarlık formları ortaya çıkıyor. Tasavvuf merkezlerinde ruhları terbiye eden nameler dijital mecralarda tüketim nesnesi haline geliyor.
Tartışma konusu ilahilerin toplum tarafından benimsenmesi de bir kültürel iktidar inşası taşımıyor. Türkiye’deki her güncel tartışma tarihi arka plana sahip olmakla birlikte kültürel iktidar dijital kültür üzerinden yayılan, kültür endüstrisinin bir ürünü hüviyeti kazanan, yozlaşan, derinliğinden koparılan kebapçı önünde söylenen ilahiler ile kurulamaz.
Bu tartışmayı kültürel iktidar üzerinden okumaya çalışmak ve tartışma konusu ilahilerin toplum tarafından benimsenmesi dini değerlerin metalaştırıldığı hakikatini örtmemeli.
Ne diyor Adorno; konumu sağlamlaştıkça kültür endüstrisi tüketici gereksinimleriyle istediğini yapar hale gelebilir, bu gereksinimleri üretebilir, yönlendirilebilir, denetim altına alınabilir. Kültür endüstrisi acıyı bile standartlaştırır ve satılabilir hale getirir, ağlamak bile tüketim nesnesidir.
Şuursuz zaferler peşinde koşmak yerine buna kafa yorulmalı. Yoksa uğruna toplumu bile bölmekten kaçınmadığınız “din” bile tüketim nesnesi haline dönüşüyor haberiniz olsun.
Müjdat ÖZTÜRK