Kategorisiz

Dr. Bahaeddin Şakir-1

19 Nisan 2023

Dr. Bahaeddin Şakir-1

Dr. Bahaeddin Şakir-1

Doğum yeri, ailesi, eğitimi ve özellikle de ilk ve orta öğrenimi hakkında yeterli bilgi bulunmayan Dr. Mehmet Bahaeddin Şakir 1874 yılında doğdu. Babasının adı Mehmet Şakir Bey’dir. Dr. Bahaeddin Şakir Bey’in bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan İslimiye kasabasında veya İstanbul’da doğduğu şeklinde rivayetler var ise de bu tür bilgiler herhangi bir belgeye dayanmamaktadır. Kendisi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ileri gelen liderlerindendir. Dr. Nazım ve Dr. Rusuhi ile birlikte Cemiyet’in meşhur ‘Doktorlar Grubu’nu oluşturan üç kişiden biridir.

Bahaeddin Şakir Bey, 1887’de Tıbbiye İdadisi’ne ve 1891’de Askeri Tıbbiye’ye girdi. 1896 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi Tabib Yüzbaşı rütbesi ile birincilikle bitirdi. Bir süre Adli Tıp öğretmen muavinliği yaptı. Bu göreve atanması 1900 yılında açılan sınavda gösterdiği başarıdan sonra gerçekleşti.

Çok genç yaşlarda, Askeri Tıbbiyede öğrenci iken İttihat ve Terakki Cemiyeti ile irtibat kurup, hayatının sonuna kadar Cemiyet içinde yer alan nadir insanlardan biridir. Onun Cemiyete bağlılığı sözde değil özde bir bağlılıktır ve bu konuda en ufak bir taviz vermemiştir. Hatta onun bu samimiyetinden olsa gerek, bazı kaynaklarda, Ohrili İbrahim Temo, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sükûti, Kafkasyalı Mehmet Reşit ve Hüseyinzade Ali tarafından kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasında adı geçmektedir.

Genç yaşta mensubu olduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisinde Dr. Bahaeddin Şakir Bey’in önemli bir rolü vardı. Dr. Nazım Bey ile birlikte büyük fedakârlıklar göstererek sıkı bir parti örgütü kurmayı başardı. Hatta Cemiyeti yeniden örgütledi ve ona ihtilalcı şeklini vermekte başrol oynadı. Bahaeddin Şakir, İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde etkin ve uzun süreli nüfuza sahipti ve o hep perde arkasında kaldı, hatta Talat, Cemal, Enver gibi ileri gelen ittihatçı liderleri yönlendirenler arasında bulundu.

Tıp Fakültesindeki muallim muavinliği görevinin yanı sıra 1901 yılından itibaren Yusuf İzzettin Efendi’nin özel tabipliğine tayin edildi.

Yusuf İzzettin Efendi ile Bahaeddin Şakir arasında çok eskiden beri devam eden bir yakınlık olduğu ve öğrencilik yıllarında Bahaeddin Şakir Bey’in eğitimine Yusuf İzzettin Efendi’nin yardımcı olduğu bilinmektedir. Bahaeddin Şakir mezun olduğu okulda, Askeri Tıbbiye’de muallim muavini olarak göreve başladığı günlerde İkinci Veliaht Yusuf İzzettin Efendi özel bir doktor arıyordu. Önceki yakınlık dolayısıyla ona özel doktoru olmasını teklif etti. Bahaeddin Şakir Bey ise Abdülhamit devrinde böyle bir görevin tehlikeli olacağını bildiği halde teklifi kabul etti. Çünkü müstakbel padişahı Meşrutiyete hazırlamak istiyordu. Fakat bu görevi fazla sürdüremedi. Dr. Bahaeddin Şakir Bey’in özel doktor sıfatıyla Yusuf İzzettin Efendi’nin Çamlıca’daki dairesine girip çıkması, onun cemiyete nakdi yardımını sağlaması ve aynı zamanda Paris’te bulunan ittihatçılarla haberleştiğinin jurnallerle Yıldız Sarayı’na bildirilmesi Abdülhamit casuslarının dikkatini çekti. Nihayet bir gün Yusuf İzzettin Efendi’nin köşkünden çıkıp, Üsküdar’a doğru giderken yakalandı, üzerinde bulunan mektupları imha etmeyi başardıysa da tutuklanarak Bekirağa Bölüğü’ne atıldı ve bir iki gün burada tutuklu kaldıktan sonra vapura bindirilerek Trabzon’a getirildi ve oradan da Erzincan’a gönderildi. Bu olay 1905 yılının Temmuz ayında meydana geldi. Onun sürgün edilmesi, ismi açıklanmadan cemiyetin yayın organı “Şura-yı Ümmet” gazetesinde yer aldı. Gazetenin 31 Ağustos 1905 tarihli nüshasında, İkinci Varis-i Meşru-i Saltanat Şehzade-i Âli-i Haslet Devletlü, Necabetlü Yusuf İzzettin Efendi Hazretleri’nin etrafında bulunan kişilerin sürgün edildiği ifade edildi.

Dr. Bahaeddin Şakir Bey, Yusuf İzzettin Efendi ile olan irtibatı ve de II. Abdülhamit yönetimine karşı faaliyetlerinden dolayı İstanbul’dan uzaklaştırıldı. II. Abdülhamit’in şahsına karşı taşıdığı görüşler ve takındığı tavır ve davranışların da bunda etkili olduğu bilinmektedir.

Erzincan’a sürgün edilen Bahaeddin Şakir burada bir müddet kaldıktan sonra, Başhafiye Ahmet Celalettin Paşa ve onun yakın arkadaşı olan Diran Kelekyan Efendi’nin yardımlarıyla Erzincan’dan firar etmeyi başardı. Trabzon’a geldi. Burada bir gece kaldı ve ertesi gün buradan bir Fransız vapuru ile ayrıldı. Trabzon’dan ayrılan Bahaeddin Şakir, 1905 yılında Paris’e geldi. Önceden işbirliği içinde olduğu Ahmet Rıza Bey liderliğindeki Genç Türklere katıldı. Avrupa’da bulunduğu sırada, yine cemiyetin Mısır şubesini teşkil eden Ahmet Celalettin Paşa, Diran Kelekyan Efendi gibi kişilerin yardımını gördü. O dönemde Kahire, Cemiyetin önemli bir merkeziydi.

Paris’te bulunduğu sırada Bahaeddin Şakir Bey üzerinde Dr. Nazım’ın inkâr edilemez bir etkisi olmuştur. Dr. Nazım, Ali Kemâl’den nefret ettiği gibi, Mizancı Murat’ı da seviyesiz ve şantajcı olarak nitelendiriyordu. Hristiyanlara meyilli olarak değerlendirdiği Prens Sabahattin’i düşman sayıyordu. Bu hislerini Dr. Bahaeddin Şakir Bey’e de kabul ettirmeyi başardı. Başlangıçta bir Osmanlıcı olan Dr. Nazım ve Dr. Bahaeddin Şakir daha sonra gelişmelerin seyrine göre İslamcılık ve bilahare Türkçülük fikrini savunmaya başladılar ve sonunda da bilindiği gibi Dr. Nazım’ın etkisiyle Dr. Bahaeddin Şakir Bey tam bir komitacı ve müfrit bir milliyetçi oldu.

Dr. Bahaeddin Şakir Bey, Paris’te iken, Mısır’da Kahire’den yayın yapan “Şura-yı Ümmet” gazetesinin, yayımı gerçekleştiren Ahmet Saip Bey’in itirazına rağmen Paris’e taşınmasını sağladı. O ayrıca Paris’te iken İttihat ve Terakki Cemiyeti Paris Şubesi’nin neşriyat, gizli yazışmalar başta olmak üzere haberleşme ve idari işlerini yürüttü ve cemiyet adına diğer şubeleri gezerek koordinasyon sağlamaya çalıştı.

Bu arada İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Edirne’deki faaliyetlerini yürüten Talat Bey (Paşa), bu faaliyetlerinden dolayı tutuklandı ve mahkeme tarafından İstanbul ve Edirne dışında yaşamaya mahkûm edildi. Bu sebeple Selanik’e giden Talat Bey, burada Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Kısa sürede yurt içinde büyük bir muhalefet odağı olmayı başaran bu cemiyet, başında Ahmet Rıza Bey’in bulunduğu Paris’teki Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin, doğal olarak da cemiyetin önemli simalarından Dr. Bahaeddin Şakir Bey’in dikkatini çekti. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti aracılığı ile yurt içinde çalışmalar yapılabileceği düşünüldü. Bu amaçla, Dr. Bahaeddin Şakir ve Dr. Nazım Bey, cemiyetin ileri gelenleriyle görüşerek, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin dâhili grubu olarak kabul edilmesine karar verdiler. Bu ilişki daha sonra birleşmeyi gündeme getirdi ve Dr. Nazım Bey, Paris’ten gizlice Selanik’e geldi ve yapılan görüşmeler sonunda 27 Eylül 1907 tarihinde iki cemiyet Terakki ve İttihat Cemiyeti adı altında birleştirildi.

1908’de Paris destekli Selanik ve Manastır olaylarının etkisiyle Meşrutiyet ilân edildikten sonra, Meşrutiyet inkılâbının idarî ve siyasî işleriyle meşgul olan etkili isimlerden biri Dr Bahaeddin Şakir, hemen yurda dönmedi. Bir süre bekledikten sonra önce Selanik’e oradan da İstanbul’a geldi. Cemiyet tarafından oluşturulan “Heyet-i Mebuse”ye katıldı. Böylece Cemiyetin görüşlerini padişaha ya da sadrazama iletmekle görevlendirilen grup içinde yer aldı.

Dr. Bahaeddin Şakir Bey, Sadrazam Kâmil Paşa’yı ziyaret ve de Cemiyetin isteklerini iletmek üzere Sadarete gitti. Yanında Cemiyetin Selanik Şubesinde görevli olup Meşrutiyetin ilânı üzerine İstanbul’a çağrılan Fethi Bey (Okyar), Dr. Nazım, Bedri Bey ve İsmail Canbolat vardı. Sadrazam, gelen heyeti sükûnetle dinledi. Asayişi koruma konusundaki arzulara tamamen katılmakla beraber, olan bitenden İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni sorumlu tuttu ve Cemiyet olarak gerekli tedbirleri almaları lüzumunu ima etti.

Bu sırada Dr. Bahaeddin Şakir Bey, Paris’e gitmeden önce sürdürdüğü Yusuf İzzettin Efendi’nin özel doktorluğu görevini de yeniden üstlendi.

Dr. Bahaeddin Şakir Bey, 12 Eylül 1908 tarihinde de II. Abdülhamit’in doğum yıldönümü nedeniyle Yıldız Sarayı’nda yapılan kutlama törenine İttihat ve Terakki Cemiyeti adına katıldı. Yanında Erkân-ı Harbiye Binbaşısı Hakkı Bey ile Talat Bey de bulunuyordu ve Talat Bey bir de tebrik konuşması yaptı.

Ana kaynakça: Türk Yurdu Dergisi Nisan 2011 tarihli sayısı.


← Tüm Yazılar Kaynak ↗