Güncel

İttihatçılığın Hortlamasından Bardakçı Niçin Rahatsız Olur? Müjdat ÖZTÜRK

17 Eylül 2024

İttihatçılığın Hortlamasından Bardakçı Niçin Rahatsız Olur? Müjdat ÖZTÜRK

Kendi tabiri ile bir tarih gazetecisi olan Murat Bardakçı son köşe yazısında yükselen İttihatçı dalgayı bir çılgınlık olarak değerlendirerek gün geçtikçe toplumsallaşan İttihatçılık hayranlığından duyduğu rahatsızlığı saklayamamış. Yazının başlığına taşımı;”Hortlayan dert İttihatçılık.”

Enver, Talat ve Cemal Paşaların göklere çıkarılması huysuz ve hırçın tarih gazetecisi ağabeyimizi huzursuz etmiş. Türk Milliyetçilerinin İttihat ve Terakkiye gösterdiği ilginin ve sevginin geçmişinden habersiz olduğu için de bastıramadığı egosundan hareketle kendisine de pay biçerek rahatsızlık duyduğu bu yükselişin temeline kendisini ve Erol Şadi’yi oturtmuş, kendi tabiri ile bu modanın başlamasından kendisini ve Erol Şadi’yi sorumlu tutmuş.

Narsist atak geçiren Murat Bardakçı sanıyor ki Türk Milliyetçileri, Türkçüler Enver Paşa ve İttihatçılığı Tarihin Arka Odasında kendisinden ve o programa çıkana kadar hiç tanımadıkları Erol Şadi’den öğrenmiş.

Doksanlı yılların sonlarından bu yana milliyetçi yayın organlarının Turan Soylu Yiğit Savaşçı Seni Unutmadık temalı yazılarından habersiz Murat Bardakçı itibar suikastı düzenlediği Türk tarihinin bu büyük kahramanı etrafında esen İttihatçılık rüzgârından da hissesine pay kapmaktan geri kalmıyor.

Elbette gün yüzü görmemiş belgeleri çıkarıp arşivlere kazandıran Murat Bardakçının tarihe vukufiyetini sorgulayacak değilim ama muhataplarına dedikodu tarihçiliği ve tahminle tarih olmaz isnat eden Bardakçının Enver Paşa hakkında yaptığı kanaatler tamamen “tahminle tarih” yapmaktan başka bir anlam taşımıyor. Yazısı baştan sona tahmin tarihçiliği…

Çünkü Enver Paşa gibi İttihat ve Terakki’nin Türkçülük politikalarında onayı olan bir tarihi şahsiyeti sadece kendi ulaştığı belgeler üzerinden İslamcı olarak etiketliyor ve Enver Paşa’nın Turan düşüncesini bir masal olarak nitelendiriyor. Hatta Enver Paşa’nın mektuplarındaki ifadelerine sadık kalma ihtiyacı bile hissetmeden ifadeleri aşan “Turan’a gidiyorum” sözlerini “Turan İmparatorluğu kurmaya gidiyorum” değil Orta Asya’ya gidiyorum demek istiyor diye açıkça yoruma kaçıyor.

Görülüyor ki belge okumaktan başka bir şey okuma fırsatı bulamadığını anladığımız Murat Bardakçı İttihat ve Terakki Cemiyetinin Osmanlı bünyesindeki Türklerin milli kimliğini kazanması için gerekli politikaları ve kurumları hayata geçirdiğinden, Türk Dünyasına ilginin canlanması için çalışmalar yaptığından habersiz.

1910 kongresi ile Türkçülüğü partinin temel felsefesi haline getiren İttihat ve Terakki’nin Pantürkizm’i de imparatorluğun yeni açılım alanı olarak sahiplendiğini, Osmanlı devletindeki Türk halkı öğesine ve Türk Dünyası’na ilgiyi ön planda tutarak, Türklerin tarihteki rolü temelinde Türklüğe vurgu yapmaya başladığını bilmiyor.

Osmanlıcılıktan da İslamcılıktan da İmparatorluğa fayda gelmeyeceğinin farkına varan İttihatçı ruhların kurtarıcı bir mefkûre olarak Turan’a sarıldığını, Ziya Gökalp’ın Turan şiirinden sonra Turan kavramının edebiyatta, siyasette ve sosyal hayatta yerini aldığını görmek istemiyor.

Oysa Gökalp daha 1914’te Türk Yurdunda çıkan “Millet ve Vatan” makalesinde;

“Filhakîka bir İslâm vatanı vardır ki Türkler kendilerininkine ‘Turan’ namını veriyorlar. Osmanlı ülkesi, İslâm vatanının müstakil kalan bir cüzüdür. Bundan bir kısmı Türk yurdudur ki ayni zamanda Turan’ın bir parçasıdır.” Demektedir.

İşte Enver Paşa’nın Turan’a gidiyorum dediği yer, Gökalp’ın tanımladığı Türk yurtları olan Turan’dır. Enver Paşa’nın Turan’a gidiyorum dediği yer Ömer Seyfettin’in Osmanlı’nın bir gün kurtaracağına inandığı tutsak Türklerin vatanı ve Turan’ın kurulacağına inandığı Turan’dır.

Eğer Enver Paşa Turan’a sadece bir İslam İmparatorluğu için gitmiş olsaydı 1915 ve 1916 yıllarında Afganistan, Rusya ve Çin Türkistan’ında binlerce Pantürkist bildiri dağıtılmaz, Buhara’da Pantürkçü duyguları harekete geçirecek propagandalar yürütülmezdi.

Enver Paşa dindardır, mütedeyyindir ama asla bir İslamcı değildir. İmparatorluğun Osmanlıcılıkla, İslamcılıkla kurtarılamayacağını anlayan her İttihat Terakki mensubu gibi yüzünü Türk’e, Türkçülüğe, Turan’a dönmüştür. İttihatçıların pragmatizmini bilenler için bu çok da yadırganacak bir durum değildir.

Bu sebepledir ki Halil Paşa Bakü’yü ele geçirdiğinde gönderdiği kutlama telgrafında İslamcı!!! Enver şöyle söylemektedir;

“Büyük Turan İmparatorluğu’nun Hazar kenarındaki zengin bir konak yeri olan Bakü şehrinin zaptı haberini en büyük meserretle karşılarım. Türk ve İslam tarihi sizin bu hizmetinizi unutmayacaktır. Gazilerimizin gözlerinden öper, şehitlerimize Fatihalar ithaf ederim”

Kaldı ki İttihat ve Terakki’nin dolayısıyla Enver Paşa’nın Türkistan’a gönderdikleri Türk subaylarının Pantürkçü propagandayla meşgul oldukları İngiliz ve Alman belgelerinde ortaya çıkmıştır. 13 Mayıs 1918 tarihinde Bakü’den ayrılan bir İngiliz ajanının raporunda İttihatçıların İstanbul’dan doğu ve kuzey doğuya uzanan büyük bir Türk birliğini sağlamak, Turan yolunu açarak bir Türk İmparatorluğu kurmak istediği yer almaktadır.

Almanlar da belge fetişisti Murat Bardakçı gibi düşünmemektedir.

Enver Paşa’nın siyasi görüşleri hakkında bir rapor hazırlayan Von Kressenstein Enver Paşa’nın Turancılık fikrini gerçekleştirmeye taraftar olduğunu belirtiyor.“Irk ve kan olarak birbirlerine bağlı Türk halklarını siyasî olarak bir araya getirmek istiyordu. Bugüne kadarki çok milletli Osmanlı Devleti’ne karşı büyük bir Türk millî devleti kurmayı arzuluyordu. Kırım’dan aşağı Volga’da, Kafkaslar’da ve Rusya Azerbaycan’ı ile İran Azerbaycan’ında yaşayan Tatarlarını birleştirmek ve özellikle de Hazar Deniz’i ile Aral Gölü arasında meskûn olan Türk-Tatar halkları için alan bir Türk İmparatorluğu göze almıştı.”

Gelelim Murat Bardakçının Enver Paşa ile Mustafa Kemal’in mukayesesini bir hata olarak görmesine.

Bence Murat Bardakçı burada haklıdır. Enver Paşa ve Mustafa Kemal farklı tarihsel koşulların kahramanlarıdır ve mukayese tarihsel koşullar itibariyle de yanlıştır. Fakat Murat Bardakçı hatayı burada aramak yerine yine programlarında yaptığı gibi Enver Paşa’yı ince ince doğramakta ve adeta bir itibar cellâtlığına soyunmaktadır.

İstiklal Harbinin sonucuna dair yaptığı ve Enver Paşa’yı ve İttihatçıları itibarsızlaştırmak için kullandığı;

İstiklâl Harbi’nin başında Mustafa Kemal değil de Enver Paşa yahut İttihad ve Terakki’nin bir başka hayalperest mensubu bulunsa idi, perişan olmuştuk! Millî Mücadele hayal uğruna girişilen bir savaşa döner ve neticede Sevr’den de beter hâle gelirdik!

İfadeleri tam anlamıyla bir “tahmin tarihçiliğidir” “dedikodu tarihçiliğidir”.

Tahmin üzerine tarih yazılması mümkün değildir diyen tarih gazetecimiz söz konusu Enver Paşa ve İttihatçılar olunca tahminlerde bulunmaktan kaçınmıyor. İttihatçıların Milli Mücadeledeki rollerine konu gelince Murat Bardakçı’da Cumhuriyetin tarih yazımındaki hastalıklar zuhur ediyor, İttihat Terakkiyi yok sayma eğilimi ortaya çıkıyor hatta İttihat ve Terakki düşmanlığına dönüşüyor.

Eğer İttihatçıların Milli Mücadelenin başında olmaları üzerinden bir tahmin yapacaksak ki tahmine gerek yok yaptıklarına bakmamız yeterli olacaktır. Murat Bardakçı’nın “İstiklal Harbinin başında bir İttihatçı bulunsaydı perişan olmuştuk” dediği İttihatçıların Milli Mücadele de neler yaptığına bir bakalım isterseniz.

İşgalin hemen başlarında kurulan KARAKOL Cemiyeti İttihatçı liderler Kara Vasıf, Kara Kemal tarafından kurulmuştur. İttihatçıların Anadolu’da yaygın teşkilatları sayesinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kısa sürede kurulmuş ve gelişmiştir. Milli Mücadeleye katılan Müdafaa Hukuk Cemiyetlerinin 197’sinden 164’ü İttihatçıların kurduğu şubelerdir.

Müdafaa-i Hukukların İttihatçı özelliği ile ilgili olarak Kazım Karabekir; Henüz memlekette İttihat Terakki teşkilatından başka kökleşmiş bir taazzuv tamamlanmamıştı. Müdafaa-i Hukuklar ancak İttihatçılar vasıtasıyla istenilen bir istikamete çekilebilirdi demek zorunda kalmıştır.

Trakya Paşa eli Müdafai Heyeti, İzmir Müdafai Hukuk Cemiyyeti, Reddi İlhak Cemiyeti, Kilikyalılar Cemiyeti, Vilayeti Şarkiye Müdafai Hukuk Cemiyeti, Trabzon Muhafazai Hukuk Cemiyeti İttihatçı kadroların öncülüğünde kurulmuştur. Böyle olduğu içindir ki işgal güçleri Milli Mücadelecileri İttihatçılıkla suçlamıştır.

Atatürk’e Erzurum Kongresinin toplanmasında yardım eden Küçük Kazım İttihatçıydı. Küçük Kazım ve Cevat Beyler çekildiği için Atatürk ve Rauf Orbay Erzurum kongresine delege olarak katılabildiler. Erzurum Kongresine Trabzon delegeleri olarak katılan Hacısalihoğlu Servet Siret İttihatçıydı. Erzurum Kongresinde belirlenen heyeti temsiliyenin çoğu ittihatçıdır. Heyeti Temsiliyeye seçilen Rauf Bey, İzzet Bey, Servet Bey, Hoca Raif Efendi,Sadullah efendi,Bekir Sami Bey İttihatçıdır.

Sivas Kongresinin yapılmasına göz yuman Sivas Valisi Reşit Paşa eski ittihatçıdır. Bu kongreye katılanların İttihatçı olmadıklarına dair yemin edilmesi isteği kongreyi üç gün uğraştırmıştır. Yine meşhur Cavit Bey İstanbul temsilcisi olarak Sivas Kongresine katılacaktı ama Atatürk istemediği için katılmadı. Atatürk bu kadar çok İttihatçıların olduğu kongrelerde başkan seçildi. İttihatçı isimler o kadar çoktu ki Milli Mücadele İttihatçılığın bir devamı olarak görüldü ve İstanbul gazeteleri İngiliz İşgal Kuvvetleri, Yunanlılar Milli Mücadeleyi İttihatçılıkla suçladılar. Atatürk bu sebeple kongrelere katılanlardan İttihat Terakkiyi canlandırmayacaklarına dair söz ve yemin aldı. Sivas Kongresinde yapılan yeminle İttihatçılıkla suçlaması reddedildi. Bu kongrede yer alan İttihatçılar yemin etmeyen Mazhar Müfit Kansu, İbrahim Süreyya, Eski Edirne Valisi Hakkı Behiç Bey, Hüsrev Sami, Kara Vasıf…

Erzurumda belirlenen Heyeti Temsiliye Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Ccemiyeti Heyeti Temsiliyesini oluşturdular. Bir kaçı istisna tamamı ittihatçıdır bu isimlerin. Erzurum ve Sivas dışında Atatürk’ün katılamadığı kongreler de İttihatçıların eseridir.

Balıkesir Kongresi 28 Haziran 12 Temmuz arasında yapıldı. Bu kongreyi yapanların büyük çoğunluğu ittihatçılardı. Bu kongre İttihatçı Hacı Muhittin Bey sayesinde gerçekleşti. 2.Balıkesir Kongresi 26 Temmuzda toplandı. Bu kongrede Hacı Muhittinin yanı sıra Kazım Özalp, Mustafa Necati, Vasıf Çınar gibi önde gelen İttihatçılar katıldı.

Nazilli Kongresi Celal Bayar ve Demirci Mehmet Efe öncülüğünde toplanmıştır. He iki isimde ittihatçıdır. Muğla Kongresine öncülük eden Komite Başkanı Hamza Bey ittihat Terakkinin Menteşe eski mebusu idi. Lüleburgaz Kongresini toplayan Cafer Tayyar Paşa bilinen bir İttihatçıydı. Uşak Kongresi. İttihatçılar tarafından kurulan Uşak Müdafaai Hukuk Heyeti Milliye tarafından toplanmıştır.Kastamonu ve İnebolu’da Milli Mücadele İttihatçılar tarafından yürütülmüştür.

Milli Mücadele kendiliğinden oluşmuş kongreler sonucunda değil İttihatçılar tarafından örgütlenen cemiyetler aracılığıyla toplanmış ve Mustafa Kemal tarafından tek çatı altında toplanmıştır. Hem Şark vilayetlerindeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, hem de Garp vilayetlerindeki Redd-i İlhak Cemiyetleri, Teşkilat-ı Mahsusa ve Karakol Cemiyeti üyeleri, eski komitacılar tarafından kurulmuştur.

İttihatçıların olası bir işgale karşı hazırlıklarının başladığı tarih 1915 Çanakkale Savaşları sırasındadır. Osmanlı Ordusunun Enver Paşa hariç Alman subayları dâhil Boğazların korunamayacağını düşünmektedir. Boğazların geçilmesi ihtimaline karşı Anadolu’da çeşitli bölgelerde yerel direniş örgütleri kurulmasına karar verilmiştir. Subaylar gönderilmiş, silahlar saklanmış, güçlü bir kuvvet oluşturulmuştur.

Görüldüğü gibi Türk Milletini Milli Mücadeleye hazırlayan kadrolar İttihatçı kadrolardır. Müdafaa-i Hukuk Teşkilatlarının, Karakol örgütünün kadrolarının tamamı İttihat Terakki kadrolarıdır. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları İttihatçıların bıraktığı yerden devam etmişlerdir.

Zaten Milli Mücadelenin büyük kumandanlarından Ali Fuat Cebesoy’dabu gerçeği şu sözlerle ifade etmektedir; İttihat Terakkiye mensup olanlar bu buhranlı günlerde Milli Mücadele saflarında yer almakta tereddüt etmediler. Bu hal zafere kadar devam etti.

Bu gerçekler neden gizli kalmıştır. Çünkü Cumhuriyet dönemi tarihçilerinin büyük kısmı Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal eksenli olarak incelemiştir. O dönemin bir hastalığı olarak da birçoğu İttihatçıları yok saymıştır.

Enver Paşa Türk Silahlı Kuvvetlerini yeniden kurmuştur. Enver Paşa’nın kurduğu Teşkilatı Mahsusa hem bir istihbarat örgütü olarak hem de bir direniş örgütü olarak kullanılmıştır. İttihat Terakki savaşta yenik sayılsa da kurduğu askeri alt yapı Anadolu’da capcanlı vaziyette kalmış ve başlayan Milli Mücadele de yerini almıştır.

Bütün bu tarihi gerçekler yeni dönemde açığa çıkarken bunları bilmemek veya bildiği halde görmezden gelmek bir belge tarihçisi, hırçın ve huysuz Murat Bardakçıya yakışmamaktadır.

Yayınladığı mektuplar üzerinden bir Enver Paşa profili çıkarma hakkını kendinde gören ve Enver Paşa’yı bir kalıba oturtmakta hiçbir beis görmeyen Murat Bardakçı yaptıkları ve yazdıkları ışığında Enver Paşa’yı değerlendirdiğini söylese de durum hiçte böyle gözükmemekte gerçekte okuyucuya tamamen kendi yorumlarından bir Enver Paşa sunmaktadır.

Enver Paşa mektuplarında dini değerlere bağlı olduğunu, İslami hassasiyetlere sahip olduğunu belirtiyor olsa da kendisini hiçbir yerde İslamcı olarak ifade etmemektedir. Tahmin üzerine tarih yapılmasından hiç hoşlanmayan Murat Bardakçı Enver eserinin her yerinde ve şimdi de bu köşe yazısında tahmin üzerine tarih yapmaktan hiç çekinmemektedir.

Hele de bugüne kadar hiçbir yazısını pekiştirmede kullanmadığı Alparslan Türkeş’in sözlerine yer vererek İttihat ve Terakki ile Türk Milliyetçileri arasındaki ilişkiyi belirsizleştirme, bulanıklaştırma ve şüphe uyandırma gayreti Murat Bardakçının “hortlamasından rahatsızlık duyduğu” İttihatçılığa bakışını gözler önüne sermektedir.

Tarihin Arka Odasında çok vakit geçirdiği için gerçeklerden kopmuş durumda olan Murat Bardakçı İttihatçılığın hortlamasından!!! hayıflanmasın, dertlenmesin, mutlu olsun gururlansın.

Çünkü Yeni Nesil İttihatçılık geçmişte başımıza gelen felaketlerin müsebbibi değil Türk modernleşmesinin, Türk aydınlanmasının, Türk Milliyetçiliğinin yükselen yeni formudur.

Türk Milliyetçiliğinin ayak sesleridir.

Belki de Bardakçıyı dertlendiren bu ayak sesleridir.


← Tüm Yazılar Kaynak ↗