Analiz

Milliyetçilik ve Liberalizm Kucaklaşabilir mi?- Müjdat ÖZTÜRK

13 Ocak 2026 · Müjdat ÖZTÜRK

Milliyetçilik ve Liberalizm Kucaklaşabilir mi?- Müjdat ÖZTÜRK

Dünyada ve özellikle Avrupa’da düşüşe geçen liberalizmin değer ve ideallerinin çökmemesi adına yaslanacağı bir dayanak arayışları ülkemizde de sürüyor. Klasik liberalizmin yaşadığı çelişkileri ortadan kaldırmak amacıyla Avrupa’da bir grup liberal tarafından öne sürülen liberalizm ile milliyetçiliğin barıştırılarak birlikte yol alabileceğine dair düşünceler Türkiye’de yükselişte olan milliyetçilik gerçeği de dikkate alındığında yerli liberallerimiz tarafından karşılık bulmuş gözüküyor.

Burak Dalgın’ın “Büyük Dönüşümün Reçetesi; Liberal Milliyetçilik” ambalajı ile sunulan bu liberal dayanak arayışı herhangi bir milliyetçilik hassasiyetinden kaynaklanmasa da son dönem de Türkiye’de yükselen yeni nesil milliyetçiliğin milliyetçiler dışında başka kesimlerin de ilgisini çektiğini gösteriyor.

Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın’ın büyük dönüşüm gibi iddialı bir başlıkla sunduğu reçete aslında ne Türk Milliyetçilerine ne de Türk Milletine umut sunacak içerikte. Piyasa rejimini koruma arzusunun milliyetçilikle harmanlanarak gizlenmeye çalıştığı bu metinde liberalizmin tüm değerlerinin kabul edildiğini görüyoruz.

Oysa milliyetçilik millet merkezli ve toplumculuk esaslı kolektif bir düşünce. Bireyi temel alan liberalizm ile milliyetçilik arasında kurulmaya çalışılan ilişki zorlama kurulmaya çalışılan bağ da oldukça zayıf.

Nasıl olduğunu yazının ilerleyen bölümlerinde göstereceğim.

Yerli liberal dostlarımızın kendilerine yaşam alanı açmaya çalışması doğal. Ama milliyetçilik krizdeki politik düşüncelerin dara düştüğünde yaslanabileceği hatta kullanabileceği bir kavram değil. Dolayısıyla milliyetçiliğin önüne isim koyarak milliyetçiliğin esnetilmesi, içinin boşaltılması doğru değil.

LİBERAL MİLLİYETÇİLİK NEDİR?

Liberalizmin birey merkezli öğretisi sadece ülkemizde değil Batı’da da tartışma konusu olmuş ve bu atomize edilmiş birey kavramının içinde var olduğu toplumdan ve değerlerden soyutlanarak temel politik özne kabul edilmesi itirazlara yol açtığı gibi liberalizmin yurttaş kavramı da beklentileri karşılayamamıştır.

Tarih, kimlik, kültür eksenli bir milliyetçilik ile liberalizmin sentezlenmesiyle bu çelişkinin aşılabileceğini ve liberalizmin milliyetçilikten istifade etmesi gerektiği düşünen bir grup liberal düşünür milliyetçilik ile liberalizmi uyumlu hale getirmek için bir dizi çalışma ortaya koymuştur.

Aralarında David Miller, Neil Mac Cornick, Yael Tamir gibi isimlerin bulunduğu liberal aydınlar milliyetçiliğin doğasının anlaşıldığında ve liberal değerler ile milliyetçilik sentezlendiğinde liberal demokrasilerde yıpranan yurttaşlık kavramının içerdiği açmazları gidermeyi amaçlamış toplumsal birliğin tesis edilmesinde yetersiz kalan yurttaşlık kavramını sosyal, kültürel bağlarla güçlendirmeyi düşünmüştür.

Bu anlayıştan hareketle de demokratik yurttaşlık kavramı yerine yurttaş etkinliğinin ulusal topluluk içinde sınırlandırılması gerektiğini öneren liberal milliyetçi düşünürler bu sınırlamayla yurttaşlığı güçlü toplumsal bağlarla takviye etmeyi, liberal milliyetçiliğin yurttaşını kendi şahsi çıkarları peşinde koşan bireylerden toplumsal menfaati gözetecek bireylere dönüştürmek istemiştir.

Liberalizmin “bireyi” her türlü dış dinamikten bağımsız kendi çıkarlarını gözetme ve özgür eylem kapasitesine sahip olsa da bu faaliyetlerini belli bir kültürel ortamda gerçekleştirir gerçeğini dikkate alarak özgür birey kimliğinin oluşması ile kültür ve toplum arasında yakın ilişki bulunduğunu öne süren bu düşünürler eğer bireysel özgürlük ve milli kültür arasında bağ kurulabilirse bu bireysel özgürlüklerin toplumsal menfaatlerle uyumlu hale geleceğini bu uyumluluğunda millet, milliyetçilik kavramlarının yeniden tanımlanması halinde liberalizmi milliyetçilikle barıştırabileceğini ve birlikte ilerlenebileceğini iddia etmişlerdir.

Bu anlayışla milli kültür ve milli kimliğin birey ve demokrasi açısından sahip olduğu merkezi rolü vurgulamaya çalışan liberal milliyetçiler klasik liberalizmin kültürün birey hayatındaki yerini ihmal ederek düştüğü hatadan kurtulacağını öne sürmüşlerdir.

Hem klasik liberalizmin sürüklendiği tezatları gidermek hem dışlayıcı milliyetçilikleri etkisizleştirmek hem de milliyetçiliği araçsallaştırmak amaçları taşıyan liberalizm ile milliyetçiliği harmanlama girişimi bir yönüyle milliyetçilik ve liberalizm arasındaki doğal gerilimi de ortadan kaldırmayı hedefledi.

LİBERALİZM VE MİLLİYETÇİLİK ARASINDAKİ DOĞAL GERİLİM

Milleti ve milleti var eden milli kültürü, milli kimliği temel alan kolektif bir düşünce olan milliyetçilik ile bireyi ve çoğulculuğu esas alan liberalizm arasında ortadan kaldırılması bir türlü mümkün olmayan bir doğal gerilim bulunmaktadır. Gerilimin kaynağını birkaç temel konu oluşturuyor.

1-Milliyetçilikten ne anlaşılıyor ve millet tanımı hangi tarihsel ve kavramsal çerçevede yapılıyor.

2-Bireyin nasıl konumlandırıldığı.

3- Kültür ve çok kültürlülük.

Gerilimin kaynağındaki temel konulardan birisi olan milliyetçilik yeniden tarif edilerek aşılmak istenmiş liberal düşüncenin temelinde yer alan siyasi sözleşme ilkesine dayanılarak millet siyasi bir tanım olarak anayasal çerçeve içine yerleştirilerek liberalizme göre tehlike arz eden milliyetçiliklerin kavramlarından uzak durulmuştur. Millet tanımında vatandaşlık bağı ile hukuki bir ilişki kurularak bir meşruiyet sağlanmak istenmiştir.

Mesela liberal milliyetçiliğin önde gelen savunucularından Mazzini millete siyasal bir anlam yükleyerek milleti yazılı bir anayasa ile yönetilen halk olarak ifade etmiştir. Mazzini’nin düşüncelerine bakıldığında milletin kendisinin bir amaç olmadığı halkın kendisini yönetmesini sağlayan bir araç olarak değerlendirildiği görülecektir. Milli egemenlik gerçek bir demokrasi için temel koşullardan biri olduğu için milli duygular ve evrensel idealler harmanlanabilirdi.

Liberal Milliyetçiliğin dayandığı düşünsel kaynaklardan biri olan Habermas’da siyasi birliğin milli değerler ile değil vatandaşların katılımıyla anayasal bir çerçevede ile sağlanacağını düşünmekte katılım yoluyla oluşacak siyasi kültürün bütünleştirici rolüne vurgu yapmaktadır.

Liberal düşünürlerin milleti silikleştiren bu tanımlamaların arkasındaki gerçek liberalizmin bireyi özgür, ahlaki özne olarak görmesidir. Ortak bağ olarak siyasi bir tanımlama ortaya koyulduğunda liberalizm ihtiyaç duyduğu siyasi millete, milliyetçiliğe yaslanabilecektir.

Bütün bu entelektüel çabaya rağmen dil ve kültür milliyetçiliğinin üstü örtülememiştir. Sadece liberal değerlerin yaşaması adına milliyetçiliği araçsallaştırmak isteyen liberal milliyetçiler bile dil ve kültür milliyetçiliğine referans yapmaktan kaçınamamışlardır. Her ne kadar bu tip bir milliyetçiliği görmezden gelmeye, göz ardı etmeye çalışsalar da kültürel milliyetçilik varlığını hissettirmeyi başarmıştır. Bu tip liberal demokratik ülkelerde bile milli kimlik ve kültürü şekillendiren kurucu unsur olmuştur.

Yani liberal milliyetçilik siyasal millete kendini dayandırsa da liberal değerler güçlü bir aidiyet ve bağlılık yaratamadığı için yine de kurucu unsur fikrine ihtiyaç duymuştur. Bu ihtiyaçlar dil, tarih, kültür temelli milliyetçilik ile liberalizmin kaynaştırılması zorunluluğunu doğurmuştur.

Bu zorunluluğun ışığında milliyetçilik ile liberal değerlerin yani birey hak ve özgürlüklerinin uyumlu olabileceğini savunan yazarlardan biri olan Liberal Nationalism kitabının yazarı Tamir girişimini;

“Bu çalışma, milliyetçiliğin doğasında var olan değeri gözden kaçırmaya yönelik liberal eğilimin hatalı olduğunu gösterme ve milliyetçiliğin liberal düşünceye nasıl katkıda bulunabileceğini keşfetme girişimidir”

Görüldüğü gibi bu ifadelerdeki esas amaç milliyetçiliği hâkim kılmak değil milliyetçilikten liberal düşünce adına yararlanmaktır. Bu uzlaştırma çabasındaki en önemli fark Tamir’in siyasi milletçilerden ayrışarak vatandaşlık üzerinden tanımlanan millet kavramını yeterli görmemesi ve milleti dil, tarih, bölge gibi kavramlar üzerinden tanımlamasıdır.

Milliyetçilik ve liberalizm arasındaki doğal gerilimi giderme çabası gösterenlerden bir diğer isim de Miller’dir. Anayasal çerçeve ile tanımlanan ortak kimliğin işlevsel olmadığını gören Miller liberal demokrasiler için milliyet bağını temel almaktadır. Miller’in reçetesinde ortak kimlik işbirliği, dayanışma, aidiyet, bağlılık, fedakârlık gibi değerler toplumu yaşatacak unsurlar olarak sayılmaktadır. Ancak milli kimlik etrafında toplanmış topluluklar ortak amaçlar güderler ve liberal değerler ancak ortak bir ulusal kimliği paylaşan politik topluluklarda gerçekleşir..

Tamir’de olduğu gibi Miller’in de öne sürdüğü milli kimlik kavramı amaçsal değil araçsal yani liberal değerlere ulaşmak için önem taşır. Miller’in düşüncesinde milletler demokrasinin içinde işlevsel olabilecek birimlerdir.

Görüldüğü gibi her iki yazar da milliyetçilik özne olmaktan uzaktır. Her iki yazar da liberal değerleri milliyetçilikle barıştırmaya kendilerinin tanımladığı bir iyi milliyetçilik!!! İle liberal demokrasileri yaşatmak istemektedirler.

Tamir ve Miller gibi Liberal Milliyetçiler farklı kimlik, kültür ve dillerin devlet eliyle korunması gerektiğini savunur ve milliyetçiliğin ulus devlet anlayışının aksine farklı kültürlerin özerklik taleplerini meşru bulur.

Ortaya koydukları siyasi millet tanımı ile aynı devlet bünyesindeki farklı ulusların varlığının tanındığı çok uluslu bir devlet modelini savunur. Çok ulusluluğun yarattığı bağımsızlık tehlikesinin özyönetim hakları verilerek çözülebileceğine inanır. Bu kapsamda liberal milliyetçi isimler arasında yer alan Kymlica farklı kimliklerin tanındığı, özerk yönetimlere yer veren federatif bir yönetim sistemini savunmaktadır.

Bütün bu anlatıların satır aralarında dil, kültür ve kimlik merkezli milliyetçiliklerin etkisizleştirilmesi, yıpranan, zayıflayan liberal değerlerin korunması çabası gözlerden kaçmamaktadır.

MİLLİYETÇİLİK VE LİBERALİZM KUCAKLAŞABİLİR Mİ?

Sonunun geldiği iddiasının aksine milliyetçilik kendisini günümüz gerçekliğine uyarlayarak varlığını sürdüren ve hatta siyasal-toplumsal gerçekliğe dönüşen bir düşünce. Milliyetçilik yok olmadığı gibi kendisini yok etmek isteyen siyasal düşüncelerin bile kurtuluş reçetesine de dönüşmüş durumda.

Bununla birlikte Türkiye’de liberalizm ve milliyetçilik ilişkisi 2.Meşrutiyetten bu yana oldukça sorunlu. Türk Milliyetçisi kesimlerde emperyalizmin mızrak ucu olarak algılanan liberalizm ve ülkemizde liberalizmi temsil eden kesimlerin milliyetçiliğe hastalıklı yaklaşımları neticesinde milliyetçilik ve liberalizmin kucaklaşması kolay gözükmüyor.

Bunun yanı sıra bireyi merkezine alan liberalizm ile millet merkezli milliyetçilik arasında ciddi teorik zıtlıklar mevcut. Kültür ve kimlik temelli milliyetçilik çok kültürlü liberalizmle nasıl bağdaşacak? Devletin sınırlandırılması arzusundaki liberalizm ile milliyetçiliğin devlet algısı nasıl uzlaşacak? Tarih, kültür, kimlik ve dil üzerinden bir millet tanımlayan milliyetçilik ile milleti siyasi bir birliktelik olarak telakki eden liberalizm nasıl buluşacak?

Ayrıca Liberal milliyetçiliği bir kurtuluş reçetesi olarak sunanlar özünde Türk Milliyetçisi değil. Türk Milliyetçiliğini bir kimlik olarak sahiplenemeyenlerin liberalizm ve milliyetçiliği aynı cümlede kullanarak milliyetçiliği araçsallaştırma çabası Türk Milliyetçilerini samimiyet sorgulamasına itiyor.

Batılı kuramcıların liberal değerleri bir süre daha yaşatmak adına ürettiği liberal milliyetçilik kavramı ile Türkiye’de liberalizme ve hatta merkez sağa suni teneffüs yapma isteğinin siyasal ve toplumsal kabulü kolay görünmüyor. Üstelik bu suni teneffüsle çoktan toprağa karışmış bir merkez sağ inşa etmek Türkiye’nin değişen sosyolojisini ve yükselen yeni nesil milliyetçiliğin hiç anlaşılmadığını gösteriyor.

Ülkemizde de teorik açıdan bireyi ve özgürlüğünü temel alan liberalizm ile millet merkezli ve toplumculuk esaslı milliyetçilik arasında oldukça zorlama bir ilişki kurularak liberal milliyetçilik veya cumhuriyetçi libertenyenlik gibi kavramlarla merkez sağ kendisine yeni bir yaşam alanı açmaya çalışıyor.

Türk Milliyetçiliği Batı’daki milliyetçiliklerden farklı süreçlerin sonucunda bugün temsil ettiği değerleri oluşturmuş Avrupa’daki milliyetçiliklerin kültür ve düşünce duraklarına uğramamış Türk Milletine özgü bir milliyetçilik yaklaşımı.

Dolayısıyla Batı dünyasının içine sürüklendiği düşünce krizlerine çözüm bulmak adına üretilmiş kavramlar ile Türk Milliyetçiliği arasında bir bağ kurmak bu söylemlere özenerek Batı’da üretilen liberal milliyetçilik kavramı üzerinden Türkiye’de de özellikle merkez sağı canlandırmak adına milliyetçiliği kullanmak arzusu çok belirgin.

Kendi isim ve değerleriyle canlandırılamayan liberal-merkez sağa milliyetçilik üzerinden yapılmak istenen suni teneffüs girişiminin toplumsal karşılığı olmadığı gibi milliyetçili kesimler nezdinde de ilgi gösterileceğini düşünmek gerçeklikten kopmaktır.


← Tüm Yazılar Kaynak ↗