Modern Türkiye’nin Fikir Babası; Ziya GÖKALP – Müjdat ÖZTÜRK
Parçalanmakta olan büyük bir imparatorluk içinde yetişen Ziya Gökalp Avrupa’ya hiç gitmemiş olmasına rağmen Batı sosyolojisini yakından takip etmiş bir fikir adamıdır.
Hamdullah Suphi’nin mabedimizin meşalesi, Yahya Kemal’in milli hazinemiz, İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Durkheim’den sonra en büyük sosyolog olarak diyerek tanımladığı Ziya Gökalp Türk sosyolojisinin de kurucusudur.
1914’ten itibaren Darülfünun’da İlmi İçtima ve İçtimaiyat isimli sosyoloji dersleri veren Ziya Gökalp’in kitaplaştırılmış ders notları Türk sosyolojisinin ilk kaynakları arasında sayılmaktadır.
Yetiştirdiği öğrencileri arasında İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Mehmet Servet, Mehmet İzzet, Ziyaeddin Fahri gibi Türk sosyolojisinin Fuat Köprülü gibi Türk tarihinin önemli isimleri bulunmaktadır.
Gökalp, sosyolojinin yanı sıra Türk tarihi üzerine kitap ve makaleler yayınlamış, şiirler yazmış bir düşünürdür.
Kızıl Elma, Türkleşmek-İslamlaşmak-Muassırlaşmak, Yeni Hayat, Altın Işık, Türkçülüğün Esasları, Türk Töresi, Doğru Yol,Türk Medeniyet Tarihi isimli kitapları, sayısız makaleleri ve üniversite ders notları yayınlanmıştır.
TÜRKLEŞMEK, İSLAMLAŞMAK, MUASIRLAŞMAK
Çözülme yaşayan çok kültürlü Osmanlı toplumu için çözümü Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak olarak formüle eden Ziya Gökalp için yeniden diriliş Türk toplumunun tarihsel köklerine yönelmesi, Türk kültürünün hâkim kılınması ile mümkündür.
Çok uluslu bir devletin dağılışının ardından yeni bir millet inşasının kaçınılmaz olduğuna inanan Ziya Gökalp için yeni toplum modeli Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak ekseni üzerine oturmalıdır.
Nasıl millet olunur? Sorusu üzerine odaklanan Gökalp burada Durkheim’in sosyolojisinden ve kavramlarından istifade eder.
Oluşturmak istediği yeni toplum modeline “içtimai mefkûrecilik” adını veren Gökalp kültürel norm olarak Türkleşmeyi ahlaksal norm için İslam’ı temel alır.
Muasırlaşmak ile Batı’nın bilimsel ve teknolojik başarılarını örnek almayı kasteder.
Gökalp’ta Türkçülük ırkçılıktan uzak kültürel bir mefkûreyi, toplumsal dayanışma ve birliğin temelini oluşturacak bir yaklaşımı temsil etmektedir.
Türkçülüğün Esasları eserinde bu konuları işler.
2/4
Türkçülük Gökalp için beş yüz yıl kimliksiz bırakılan bir milletin asli kimliğine dönüş hareketi, ulus-devlet çağı olan 20. Yüzyılda varoluş reçetesidir.
KÜLTÜR VE MEDENİYET
Kültür ve medeniyet meselesinde takipçisi olduğu Durkheim’den ayrı düşüncelere sahip olan Ziya Gökalp’ın en temel kavramı kültürdür.
Kültür ve medeniyetin aynı şey olduğu görüşüne itibar etmeyen Ziya Gökalp eserlerinde kültür ve medeniyet ayrımının üzerinde durmuştur.
Bu ayrımı Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak eserinde ortaya koymaya çalışan Ziya Gökalp meseleyi Türkçülüğün Esasları eserinde daha ayrıntılı biçimde işler.
Kimlik ve kültür ilişkisi içerisinde kültürü medeniyetten ayrıştırmak isteyen Ziya Gökalp milli kültür vurgusuyla, yıkılan Osmanlı sonrası kurulacak devletin ve bu devletin toplumsal kimliğinin Türk kimliği etrafında oluşmasına çalışır.
Gökalp millet tasavvurunda önemli rol oynayan kültür ve medeniyet konusunu milletin iki bileşeni olarak ele alsa da kültürün medeniyet karşısında korunması gerektiği savunularak kültüre özel bir önem atfeder.
Kültür milleti millet yapan en yüce değer olarak tanımlanır.
Ulus-Devlet Düşünürü Ziya Gökalp isimli eserinde Orhan Türkdoğan’a göre Ziya Gökalp Türk sosyoloji geleneğinde ilk kez hâkim kültüre “milli kültür” diyerek yeni bir içerik kazandırmıştır.
Milli Kültür Gökalp’ta halkın oluşturduğu değerlerin bütünüdür ve bireylerin iradesi ile oluşmamıştır.
Gökalp’a göre medeniyet kültür gibi dini, ahlaki, hukuki, akli, bedii, lisanı ve fenni içine almaktadır. Fakat kültür milli karakter taşırken medeniyet birçok toplumsal yaşamın ürünüdür. Gökalp, kültürün duygulara dayandığını düşünürken medeniyetin bilgilerden oluştuğunu belirtir.
Medeniyet bakımından gelişememiş milletlerin güçlü kültürlerine rağmen yüksek medeniyetli milletler karşısında mağlup olacağını dillendiren Ziya Gökalp bunu tarihten olaylarla örneklendirir.
Her ne kadar medeniyetin kültürden doğduğunu düşünüyor olsa da Gökalp’e göre medeniyet kültürü bozmakta milletleri dejenere etmektedir.
GÜZİDELER TEORİSİ
Zengin bir sosyolojik miras bırakan Ziya Gökalp aydın-halk zıtlaşmasını ele almış ve bu zıtlığı çözümleyerek ortadan kaldırmaya çalışmıştır.
3/4
Osmanlı’nın kuruluşundan yıkılışına kadar geçen sürede yönetimdeki milli kültürden yoksun yabancı soylu tabakanın etkin konumu ve milletten kopuk halini;
“Türk harsının böylece toplanmamış, dağınık bir hâlde kalmasının sebebi, Osmanlı güzidelerinin (millet haini) olmasıdır. Bunlar, iyi kötü, milletlerimizin mümtaz zekâları idiler. Eğer bu zekâlar millî harsımıza kıymet vererek onu arayıp bulduktan sonra, yükselmeğe çalışmış olsalardı, bugün istediğiniz bütün tesisatlar mevcut olacaktı. Ve biz de başka milletler gibi, tanzim edilmiş bir harsa malik olacaktık. Fakat maatteessüf, eski Osmanlılık devrinde, gerek medreseden, gerek mektepten feyz alan bütün zekâlar, millî harstan kaçıyorlar, bozuk şark medeniyetine dört elle sarılıyorlardı. O halde, millî harsımızın henüz tedvin ve tanzim edilmemesi, ne harsımıza, ne de halkımıza ait bir kabahat değildir. Bu kabahat tamamıyla Osmanlı güzidelerinindir”
Sözleri ile eleştiren Gökalp yeni kurulan Cumhuriyet’te bu sorunun yaşanmaması için Güzideler Teorisini öne sürmüştür.
Bu teorisinde milleti bir insana benzeten Ziya Gökalp bu insanın dimağını, zekasını ve ideolojisini de güzidelere(seçkinlere)benzeterek hükümetlerin bu güzidelerin fikirlerini kabul ettiğini, uyguladığını varsayarak asıl hükümetin güzideler olduğunu asıl egemenliğin güzidelerin egemenliği olduğunu öne sürmüştür.
Pareto’nun Elitlerin Dolaşımı Teorisini andırmakla beraber Gökalp’in Güzideler Teorisi güzidelere yüklediği misyon bakımından farklılaşmaktadır.
Yabancı okullarda gayri milli eğitim aldıklarını varsaydıkları güzidelerin millileşebilmesi, milli kültürle temas edebilmesi için milli kültüre sahip halka gitmesi gerektiğini belirten Gökalp Güzidelerin böylece kendilerinde eksik olan kültüre temas ederek millileşeceklerini düşünmektedir.
Güzidelerin bu yolla millileşmesi Osmanlı’daki Güzide Sınıfının halka ait ne varsa bayağı, adi görmesini ve halkı avam diyerek aşağılamasını ortadan kaldıracaktır.
Böylece halk- aydın zıtlığının ortadan kalkacağını düşünen Gökalp Güzidelere “halk kitlesinin derinliklerine nüfuz ederek, oralardaki şuursuz duyguları şuurlu bir hâle getirme görevi yükleyerek Güzideler kavramını seçkinlerden farklı olarak olumlu anlamda kullanmaktadır.
SONUÇ
Osmanlı toplumunda köklü değişiklikler, şiddetli siyasi-sosyal krizler yaşandığı bir dönem de yaşananları anlamaya, yorumlamaya ve çözümler üretmeye çalışan Ziya Gökalp doğal olarak ilk dönem sosyolojisinin ışığında arayışlarını sürdürmüş bu dönemin sosyoloji ekollerinden etkilenmiştir.
Gökalp, öncülleri gibi sosyolojinin toplumsal işleyiş ve etkileşim kanunlarını ortaya koyabileceğine dolayısıyla bu kanunlar vasıtasıyla topluma yön verilebileceğine inanmış ve
4/4
içinde yaşadığı toplumun sorunlarına sosyoloji çerçevesinden bakarak çözümler üretmeye çalışmıştır.
Kitle psikolojisi üzerine çalışmalarıyla bilinen Le Bon, toplumsal değişimi taklit kuramı ile açıklayan Tarde, Fouillee gibi düşünürleri yakından takip eden ve uzun süre Bergson’a ilgi duyan Ziya Gökalp sosyoloji çalışmaları ile Osmanlı’nın siyasal ve sosyal buhranlarına bir yanıt aramış, ihtiyaçlara-koşullara uygun yeni toplum modelinin inşasında fikirleri ile öne çıkmıştır.
Bir toplumsal kuram oluşturma yolunda Durkheim sosyolojisinden etkilenen Gökalp, dönemin siyasal ve sosyal sorunlarını tahlil ederken “sosyal olgu sosyal sonuçlarıyla ilişkisi açısından araştırılmalıdır” diyen Durkheim’in düşünce-metot-kavramlarından istifade etmiş, Durkheim’in kavramlarını kendi fikirlerine temel oluşturmak için kullanmıştır.
Gökalp, Durkheim’in toplumsal çözümlemelerini ve kavramlarını imparatorluk sonrası oluşacak toplum ve devlet yapısına uyarlamaya çalışırken çok kültürlü, çok uluslu bir imparatorluğun ulus devlet formuna dönüşmesinde ve Cumhuriyetin değerlerinin şekillenmesinde büyük pay sahibi olmuştur.
Sistem kurma arzusu, yöntem ve metot oluşturma çabası ile Türk sosyolojisinin kurucusu unvanını hak eden Ziya Gökalp Türk toplumunun meselelerini ele almış, çözümlemeye çalışmıştır.
Gökalp, Durkheim’den etkilenmiş olsa da bazı yerlerde farklılaşarak Durkheim sosyolojisini Türkiye’ye uyarlamayı başarmıştır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e sancılı geçiş döneminin tanığı olarak Gökalp sosyolojisi Türkiye’nin toplumsal yapısı üzerine tespitler yaparken yeni toplum modeli üzerine de özellikle kültür merkezli milli önermeler de bulunmuştur.
Sonuç olarak Türk sosyolojisinin kurucusu vasfıyla Ziya Gökalp sosyolojiyi akademik dünyaya sokmuş, yetiştirdiği öğrencileri aracılığıyla sosyolojinin kurumsallaşmasında önemli rol oynamıştır.