SİVİL TOPLUMUN YÜKSELİŞİ- Vural Cambul
Son dönemde ülkemizde yaşanan siyasi kavgaların sebepleri kadar sonuçları da önem arz etmekte. Bu iklimin doğuracağı bazı sonuçlar belki de vatanımızın geleceğine dair demokratik bir gelecek hazırlayabilir. İktidarı ve muhalefeti ile toplumun güvenini kaybeden partiler yarattıkları kutuplaşmanın yanı sıra, yaşadıkları didişmeden dolayı (ki ben buna rekabet demek isterdim) topluma her seçim öncesi söz verdikleri vaatlerini gerçekleştirememekteler. Üstüne yaşanılan karşılıklı yolsuzluk iddiaları ve liyakatin ortadan kalkmasından doğan temsil yetersizliği toplumu farklı arayışlara itmekte.
Siyasi tarihi gözden geçirdiğimizde iktidarın her dönem var olduğunu, demokrasiyi demokrasi yapan kurumun muhalefet olduğunu görüyoruz.
Fakat, iktidarın bugüne kadar yaptığı hatalara muhalefetin cılız ve sonuçsuz itirazları eklenince, geçmişten beri var olan ama son dönemde görev ve sorumluluk sahaları genişleyen, partilerden daha disiplinli, daha demokrat ve çok daha fedakâr bir kurum ortaya çıkıyor. Yani “Siyasete duyulan güven azaldığında toplumu kim birleştirir?” sorusunun yanıtı artık çok kolay; STK (Sivil Toplum Kuruluşları)
Tekrar siyasete dönmek gerekirse tarihsel süreçten örnek verelim; 1980 darbesini hazırlayan ortam toplumun siyasete güvenini büyük ölçüde sarsmakla birlikte, sonucunda maalesef askeri bir müdahaleye, ardından baskıcı bir yönetim ve anayasa ile birlikte demokratik sürece olan inancın tamamen zayıflamasına sebep oldu. Tekrar demokrasiye dönüldüğünde ise bu durumu istismar eden bazı gruplar memleketi ekonomik bir darboğaza, sonrasında 90’lı yıllarda güvensizlik ortamına sürükledi. Bu da siyasetin yozlaşmasına zemin hazırladı.
Ekonomik örnekler de verebiliriz; 2008’de dünya çapında yaşanan ekonomik krizde kapitalist sistem, hükümetlerin bankaların batmaması için büyük paralar harcamasına, sıradan vatandaşın daha da fakirleşmesine göz yumdu. Bu da özellikle batıda siyaset kurumuna olan güveni derinden sarstı. Son bir örnek daha; Hepimizin bir daha yaşanmaması için çaba harcadığı Pandemi. Pandemi döneminde, aşıların yetersizliğinden tutun da ekonomik yardımların adil dağıtılmamasına ve tüm dünyada devletlerin yaptığı çelişkili açıklamalara kadar birçok etken, belki de artık insanlar üzerinde siyasete duyulan güvenin son kırıntılarını da bitirdi. Artık insanlar siyasete güvenmemek için bahanelere ihtiyaç duymaz haldeler.
Yukarıda da bahsettiğim gibi yaşanılan bu kötü deneyimler insanları siyasetten uzaklaştırırken, diğer yandan da farklı legal arayışlara, birlik ve beraberlik ihtiyacına, dikey hiyerarşi yerine yatay hiyerarşi içerisinde kendilerini adil bir şekilde gösterip emeklerinin karşılığını maddi değil, manevi olarak alabilecekleri STK’lara yakınlaştırdı. Bağımsız hareket edebilen, toplumun ihtiyaçlarından doğup bu ihtiyacı karşılayabilen, belirledikleri sorunlara çözüm üretebilen, toplumun sesi olup dayanışmayı sağlayabilen bu kuruluşlar bundan sonra ülkenin en büyük çözüm aparatı olacak gibi gözüküyor. Çevre hareketlerinden tutun sosyal yardımlaşma kuruluşlarına, özellikle son dönemde seslerini daha özgür ve gür çıkaran kadın ve çocuk hakları savunucularına kadar her kesimden birçok sivil toplum kuruluşu dünyanın her yerinde seslerini duyurmaktalar. İsimlerini tek tek sayamayacağım bu kuruluşlar bazen sorunları çözme noktasında yetersiz kalsalarda, en azından yaşanılan sorunları gündeme taşıma noktasında çok başarılılar. Ve en önemlisi geçmişe göre azımsanmayacak bir hızda büyümekteler.
Her şeyde olduğu gibi STK’larda da bazı sorunları olabiliyor tabi. Son dönemde yaşanan siyasi iklimden dolayı insanlar, geleceklerini göz önünde bulundurarak ileride yaşayabilecekleri olası bir sicil probleminden dolayı bu tür oluşumlardan uzak durmak istiyorlar. Bu da kuruluşlardaki gönüllülerin azalmasına neden oluyor. Bunun dışında maddi imkanlar noktasında yaşanılan problemler hareket alanlarını daraltmakla birlikte sürekliliği de engellemekte. Bunun çözümü olarak, ülkemizde eksik olan gönüllülük kültürünün yaygınlaşması, okullarda, iş yerlerinde ve özellikle üniversitelerde yasal olan sosyal sorumluluk faaliyetlerinin arttırılması gerekiyor. Bunun dışında köy ve mahallelerde küçük de olsa dernekler kurulması, o bölgede yaşanılan sorunların konuşulup, çözülemese bile en azından tespit edilmesi adına insanların bir araya gelmesi problemleri yarı yarıya azaltacaktır. Bunları yapmak için de eğitim müfredatları ve günümüzün en büyük silahı olan sosyal medya kullanılabilir.
Velhasıl; eğer ülkemizin demokratik sac ayaklarından bahsedeceksek ve bunlardan biri eğer siyasetse, diğer ayağı da sivil toplumdur. Kendini siyasete adamış ve liyakat sahibi birçok tanıdığım siyasette kendilerini ifade edememekten, onların yetersiz kalmasından değil, aksine günümüz siyasetinin onlara karşı yetersiz kalmasından dolayı partilerinden ayrılıp sivil toplum kuruluşlarında yer almaktalar. İnanıyorum ki bu durum daha iyi bir Türkiye, daha iyi bir dünya için elimizi güçlendiriyor. Artık kaybedecek bir günümüz dahi yok. Kaybedecek gençliğimiz de yok. Bundan dolayıdır ki; Kendinize yakın hissettiğiniz, faydanızınolabileceği, memleket dahilinde üzerine bir tuğla da sizin koyabileceğiniz bir kuruluşa girerek sorumluluk alın. Siyasetin yıktığı umutları, hepimizin el birliğiyle inşa ettiği sivil toplumda yeşertmek dileğiyle.